Eyvallahım var

Bazen beklemediğiniz bir süprizle karşılaşırsınız çok keyiflendirir sizi, damağınızda keyifli bir tat bırakır hani 😁 Yunus Günçe’nin “Eyvallahım Var” isimli kitabı bende o hissi yaşatanlardan. Hızlı okunan, çok şey kazandıran, keşke bitmesin dedirten ve son zamanlarda nadir karşılaştıklarımızdan. Bende bir kaç parçayı paylaşmış olayım🤓
Az yalan söylemeye gayret edince, zaman kazanıyorsun bayağı.
Yalanı kurgularken, uygularken kullandığın zaman boşa çıkıyor mesela.
Sonrasında endişe hali, o gizli panik…
Onlar da olmuyor.
Yalanı azaltmak lazım. Gerektiği kadar yalansöylemek lazım🤓
Bir gün yaşarmış. Ömrü o kadarmış.
Bırak kelebek için üzülmeyi!
O 1(bir) gününün nasıl geçtiğini nereden biliyorsun sen?
Seninkiler nasıl geçiyor, sen onu söyle!
Sen sen ol, kimsenin uydusu olma.
Sen, sen ol.

Velespid’den

Bu hafta biraz kişisel gelişim paylaşımı yapayım. Denenmemiş hayatlar benim denemelerimden😁 Liderin çöküşü ise adı üstünde her liderin okuması gereken türden.

17

 

Erdal Eren ismi tanıdık geliyor mu bilmiyorum ama bugünkü yazı onun hakkında.
Bilmeyenler için 12 Eylül sonrasında bir kişiyi öldürdüğü iddiasıyla yargılanıp 17 yaşında olmasına rağmen idam edilen genç. Peki nerden geldi aklına derseniz Teoman’ın yıllarca dinlediğiniz ve çoğunuzun bildiği şarkısı akrabası olan Erdal Eren hakkında ve sizde ricam şarkı sözlerine birde bu açıdan bakmanız.
Bu tür konular neden az konuşuluyor? çünkü konu açıldığında konuşmak yerine mahalle kavgasına dönüyor olay. Benim tavsiyem okuduktan sonra şarkıyı dinleyin birde ve düşünün başka bir şeye gerek yok.

17

boşver beni
mühin değilim
bu onun hikayesi
çok beyazdı, kir tutardı
ömrü kelebek kadardı

mektupları şişedeyken
bir de bakmış deniz yokmuş
tek başına dans ederken
mutsuzluktan sarhoşmuş

daha 17ymiş.
oyundan kalkmak isterken
kağıtlar dağıtılmış
bu hava boşluğunda
artık her şey satılıkmış

trafikte akmayan
hep onun şeridiyken
söylediği son şarkı
elveda zalim dünyaymış

daha 17ymiş…

Velespid’den

bazı şarkıların ve şiirlerin hem ortamı, hem anlamı etkiliyor insanı.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar empati yaptığınızda çok etkiliyor, olanlar oldu filmi içindeki incirler olana kadar da o anı yaşatıyor insana.

Boş Ufuklar

En son yazıda Nazım Hikmet’ten şiirlerimiz vardı, bu haftada Türkiye’deki iki üstaddan diğeri Necip Fazıl’dan beyitler okusak:)
Bir dönem insanlar sanki takım tutar gibi ideoloji savunmuşlar. Olay güzel-çirkin, doğru-yanlış tartışmasından çıkmış bizden-bizden değil tartışmasına dönmüş. Bugün ise bir çok kişi iki üstadında eserlerini severek okuyor ne güzel değil mi?
İşin güzel yanı ne biliyor musunuz? Doğru veya yanlış bu kişiler vatanları için güzel olduğunu düşündükleri şeyler için çalışmışlar. Amaçları kendilerine değil insanlığa fayda sağlamak olmuş. Amaç o olduğu sürece de sorun yok bence😁
Benim boş sözler buraya kadar üstada devredelim görevi.
Not: Sizden ufak bir ricam olsa. Malum şiir, film ve gezmeyi seviyorum. Sizleri çok etkileyen şiir, film ve gezilecek yerleri paylaşırsanız benimle sevinirim.

BOŞ UFUKLAR

Ne kervan kaldı, ne at, hepsi silinip gitti,
¨İyi insanlar iyi atlara binip gitti.¨

GÖLGELER

Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere;
Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere…

SUAL-CEVAP

Sual: Ey veli, insan nasıl olmalı, söyle!
Cevap: Son anda nasıl olacaksa hep öyle…
 

HEP O

Hep nefs çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem;
İnsandan kaçmak kolay; kendimden kaçabilsem…

HAYRET

Kuyruğu etrafında dönen kedi hayrete;
Alim ki, hayreti yok, ne boş gayrette!

FİKİR SANCISI

Lafımın dostusunuz, çilemin yabancısı,
Yok mudur, sizin köyde, çeken fikir sancısı?

SAHTE KAHRAMAN

Bize kalan aziz borç, asırlık zamanlardan;
Tarihi temizlemek sahte kahramanlardan…

Velespid’den

Derlerki dostlar için mesafenin önemi yoktur.
Yıllarca uzakta kalsanız biraya geldiğiniz zaman daha dün ayrılmış kadar yakındır o dost size. Çok şükretmemiz lazım ki öyle dostlarımız var ve bu yazıları okuyunca yüzlerinde bir gülümseme olacaktır kesin😁

Nikbinlik

Edip Akbayram’ın iki enfes şarkısı var biliyorsunuzdur muhakkak. En meşhuru aldırma gönül ki hakkında kitaplar bulunan Sabahattin Ali’nin Sinop cezaevinde yazdığı müthiş şiir, diğer enfes şarkısı da Nazım Hikmet’in Nikbinlik şiirinden alıntı Güzel günler göreceğiz çocuklar.
Bende bu gün size Nikbinlik şiirini ve Dünyanın en garip mahluku’nu paylaşacağım.
Tavsiyem ne derseniz okuduktan sonra açın Edip Akbayram’dan keyifle dinleyin bu keyifli şarkılaşmış şiiri😁

NİKBİNLİK

Güzel günler göreceğiz çocuklar,
güneşli günler
göre-
-ceğiz…
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
süre-
-ceğiz…
Açtık mıydı hele bir
son vitesi,
adedi devir.
Motorun sesi.
Uuuuuuuy! çocuklar kim bilir
ne harikûlâdedir
160 kilometre giderken öpüşmesi…
Hani şimdi bize
cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
yalnız cumaları
yalnız pazarları..
Hani şimdi biz
bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
ışıklı caddelerde mağazaları,
hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
Hani şimdi biz haykırırız
Cevap:
açılır kara kaplı kitap:
zindan..
Kayış kapar kolumuzu
kırılan kemik
kan.
Hani şimdi bizim soframıza
haftada bir et gelir.
Ve
çocuklarımız işten eve
sapsarı iskelet gelir..
Hani şimdi biz..
İnanın:
güzel günler göreceğiz çocuklar
güneşli günler
göre-
-ceğiz.
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
süre-
-ceğiz…..
                                                                                    1930

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
                                                                                        1947

Kargo

Birhan Keskin günümüzün farklı şairlerinden. Fakir Kene kitabı ise keyifli bence. Bu yazıda da Fakir Kene’nin ilk şiiri Kargo’yu paylaşalım. Hep eski şairlerden değil biraz da yeni jenerasyondan gitmiş olalım. yeni jenerasyon derken Birhan Keskin çok uzun yıllardır şair bununla beraber yazdıkları güncel ve yeni nesil kafa yapısında:)

Bu arada gediğim yerleri soruyor çok kişi, fotoğrafları parça parça koyuyorum instagram’a, bakmak istenler @oylesinegezgin hesabından ulaşabilirler.

Gezenlere ufak tavsiyem lütfen ayak izinizden başka iz bırakmayın arkanızda. Bu güzelim ülke göz göre göre koca bir çöp yığınına dönüyor.

Sadece çöp değil çevrenin asıl sahiplerine de saygılı olalım lütfen dağdan gelip bağcıyı kovmak yakışmaz inasan olana:)

Kargo

Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa açar okursun.
Olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun. Şuraya bir cümle koydum.
Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!
Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun. Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun.
Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı. Onlar bizim kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun.
Buraya, küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.
Buraya, bir inanç bir inat koydum. Tut ki unuttun, tekrar bak, o inat neyse sen osun.
Buraya yolun yokuşunu koydum. Bildiğim için yokuşu. Zorlanırsa nefesin, unutma, ciğer kendini en çabuk onaran organ, valla bak, aklında bulunsun.
Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor, ama kim bilir, birazdan uzanıp dokunursun.
Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir okursun. Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. N’olcak ki, bırak patronlar seni kovsun!
Burada bir tutam sabır var. Kendiminkinden kopardım bir parça, (bende çok boldur) lazım oldukça ya sabır ya sabır, dokunursun.
Burada güzel çaylar var. Bu aralar senin için çok önemli. Bitki çayları, kış çayları, şuruplar, kompostolar. Demlersin, maksat midene dostluk olsun.
Şuraya Youtube’dan müzikler, Bach dinle filan, koydum. Ama müzik konusunda sen benden daha iyisin, koklayıp buluyorsun.
Buraya bir silkintiotu koydum. Kırk dert bir arada canına yandığım, kırkına birden deva olsun.”

Ihlamur Günlükleri

Uzun zaman oldu yazmayalı. Biraz gezeyim biraz da okuyayım derken geçti zaman😀

Son günlerde çok keyifli bir kitap okudum yeni yazarlardan Başak Buğday’ın “Ihlamur Günlükleri”. Güzel aforizmalar içeriyor, hoşuma gidenlerden bir kaçını sizinle paylaşacağım.

Sanırım seyahatlere bir süre daha devam o yüzden yazılara bundan sonra kasım ekim sonu veya kasım ayı gibi devam ederim diye umuyorum.

Bu arada kitabın tamamı hoş o yüzden tavsiyem okunması üzerine😁

Ihlamur Günlükleri

Yok, yarısı dolu!

Yok, yarısı boş!

Fikri sorulmayan bir bardak gibi küsüm tek tek hepinize.

Belki de evden, dolaptan, çantadan evvel kafayı toplamak lazımdır.

Yanlış yerden başlıyor olabilirim.

 

Bir şehrin en yüksek ve güvenli yeri, babamın omuzlarıdır.

 

Hüzün saklanabilir bir şey değil.

Ne renge boyarsan boya, dibi kendi rengiyle çıkıyor.

 

Hayal kırıklığı, yeni yıkanmış kot pantolon gibidir.

Giydikçe açılır, kullandıkça esner.

 

İnsan yanındakinin kıymetini bilmiyor.
Çünkü gözün gönle ihanetidir alışmak.

 

Kapağı tam kapatılmamış anılar, yerinden oynayan kaldırım taşları gibi sizin de dengenizi bozuyor mu bazen?

Alim

Eski yazılara bakarken bu yazı dikkatimi çekti. Geçmişte yayınlamışım ancak bu günlerde sanki tekrar tekrar hatırlanması gerekiyor. Bu arada yazıda geçen İmam’ı Azam Ebu Hanife İslam alimi olsa da bence bu yazı topluma yön veren tüm düşünürler için geçerli.

Hoşunuza gitmesi dileğiyle…

Alim

Birgün İmam’ı Azam Ebu Hanife Hazretleri, çamurda yürüyen bir çocuğa rastlamıştı. Ona merhamet ve şefkatle tebessüm ederek:

“Evladım, dikkat et düşmeyesin!“ dedi.

Çocuk da, zeka ve basiret parlayan gözleriyle İmam’a döndü ve kendisinden beklenmeyecek bir olgunlukla şu karşılığı verdi:

“Ey İmam! Asıl sen dikkat et ve düşmekten sakın! Çünkü alimin düşmesi, alemin düşmesi demektir. Benim düşmem basittir, düşersem yalnız ben zarar görürüm. Fakat sizin ayağınız kayacak olursa, size tabi olup peşinizden gidenlerin de ayakları kayar ve düşerler ki, bunların hepsini kaldırmak, oldukça güçtür!..“

Ebu Hanife Hazretleri bu sözden çok etkilendi ve sarsıldı. Artık o günden sonra, öğrencileriyle birlikte tam bir ay müzakere ettikten sonra ancak bir fetva verirdi Öğrencilerine de şu nasihatta bulunurdu:

“Şayet bir meselede size daha kuvvetli bir delil ulaşırsa, o hususta bana tabi olmayınız. İslam’da kemalin alameti budur. Balan olan sevgi ve bağlılığınız da ancak bu şekilde ortaya çıkar…) (Kaynak: İbn Abidin 1, 217-219)

Son paragraf ne kadar önemli değil mi? Demiyor ki ben biliyorum, ben bilirim, siz bilmezsiniz. Eğer benim bildiğimden daha doğrusunu bilirseniz ona uyun diyor. Sanırım günümüzde en çok örnek alınması gereken maddelerden birisi de bu.

Misket

Son yazımda şarkı sözlerinin anlamından yola çıkmıştım, bugünde aynen devam edeceğiz, sadece biraz hikaye de eklememiz lazım. 

Türk düğünlerinin klasiklerinden Misket vardır, işin ilginci misketin hikayesi.

Bir köylü güzeli bir gence aşık olur. Bahçedeki misket ağacına çıkarak gencin geçişini bekler her gün. Günün birinde köyün ağası kıza talip olduğunu söyleyince genç ağanın karşısına çıkar ve kıza olan aşkını anlatır.

Ağa ile genç arasında bir müsabaka kararlaştırılır, hayatta kalan kızı alacaktır. Ağa güçlü, genç ise zayıftır. Dövüşte gencin mücadelesini gören ağa gencin hayatını bağışlar ve kızla evlenebileceğini söyler.

Tabii sonucu heyecanla bekleyen köylü güzeli kimin geleceğini misket ağacının üstüne çıkıp beklemektedir.

Ağa önde genç arkada yürümekte olunca kız önce ağayı görür ve heyecandan büyük ihtimal ağaçtan düşer ve hayatını kaybeder.

İşte meşhur misket şarkısının hikayesi böyle, sözlerinde ise hüzün bestesinde oyun var, ne kadar ilginç değil mi? Artık bu şarkıyı duyduğunuzda büyük ihtimal farklı hissedeceksiniz😀 

Misket

Güvercin uçu verdi 
Kanadını açıverdi 
Yar yandım aman ayrılamam 
Elin kızı değilmi sevdide kaçıverdi 
O benim aslan yarim 
Duvara yaslan yarim 
Neylesin duvar seni 
Kalbime yaslan yarim 
 
 
Güvercinim uyurmu 
Seslensem uyanırmı 
Yar yandım aman ayrılamam
 
Sen orada ben burda aman, aman 
Buna can dayanırmı 
Daracık, daracık sokaklar 
Yarim misket ufaklar 
Pul, pul olsun dökülsün 
Seni öpen dudaklar 
 
 
Denize dalayımmı 
Bir balık alayımmı 
Ay doğdu şafak attı 
Daha yalvarayım mı
 
Fazla uzatmayayım bitiriyorum, Edip Akbayram’ın meşhur Aldırma gönül şarkısının hikayesini merak edenler buradan okumaya devam edebilirler. 

Aldırma Gönül

Bildiğimiz en meşhur şarkılardan Aldırma Gönül aslında Sabahattin Ali’nin Sinop cezaevinde yazdığı bir şiir.

Şu an müze olarak kullanılan cezaevi denizin kenarında olduğu için dışarıda deli dalgalar, gelip duvarı yalar diyor.

Şimdi tavsiyem önce sözleri okuyun ardından dinleyin. Bakalım fark nasıl olacak😀

Aldırma Gönül

Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma

Dışarıda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma

Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Mapus yata yata biter
Aldırma gönül aldırma

Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allah’a
Görecek günler var daha
Aldırma gönül aldırma

 

 

Üçgenin iç açıları toplamı

Sanırım 1998 veya 1999 yılıydı okulumuza bir tarihçi gelmiş ve Osmanlı’nın ne kadar geri kaldığını konferans salonunda anlatıyordu.

Dedi ki Osmanlı o kadar geri kalmıştı ki bir yabancı gelmiş üçgenin iç açıları toplamını sormuş. Osmanlı’daki alimler bir araya gelmiş ve bir hafta sonunda ortamdan ortama değişir demiş. Ne kadar geri kalmış 180 derece yi bile bilmiyorlardı demişti.

Konferans sonunda dersimiz geometriydi ve hocamız demişti ki bize. Üçgenin iç açıları toplamı sadece öklid uzayında 180º ‘dir ve ortamdan ortama değişir.

Bunu yazma sebebim Osmanlı ileriydi falan demek değil, Osmanlı’nın son dönemde ne kadar geri kaldığının bende farkındayım ancak birinin yanlışını göstermek için yanlış bir örnek vermek sizce ne kadar doğru?

Bu yıl aynı mevzuyu başka bir yerde yaşadım. Biri kitap yazmış bilinmeyenler gibisinden. Bu üçgen mevzusunu yazmış ve yine demiş bakın Osmanlı ne kadar geriydi diye. Yazdım yazara Osmanlı’nın geriliğini tartışmıyorum ama örneğiniz yanlış. Adam bana savunmaya başladı. Dedim ki savunmana gerek yok örnek yanlış. Keşke diyebilsek hatalı olduğumuzda hatalıyız. Veya diyebilsek tamam bakayım doğrusuna teşekkür ederim. Saplanıyoruz bir doğruya ve çıkamıyoruz ordan bir türlü.

Değil mi?