Ekonomi dediğin bir çelişkiler yumağıdır

Aşağıdaki yazı Mahfi Eğilmez’in hoşuma giden bir yazısı. Yazıda dikkatimi çeken konu tasarruf ve bizim durumumuz. Rahat yaşamak güzel ve gelişmek güzel ama bu gelişme borca bağlı olmaya devam ederse sıkıntılı bir süreç yaşanabilir gibi. Ne dersiniz?…

Yazının orjinaline burdan ulaşabilirsiniz.

Ekonomi dediğin bir çelişkiler yumağıdır

Antoine de Saint Exupery’nin çok sevdiğim bir sözü var: “Yaşam, kitapların öğrettiğinden çok daha fazlasını öğretir bize.”

Ekonomi kitaplarını okuyan herkes ilk anda dünyadaki bütün ekonomik krizleri çözebileceğini düşünür. Okuduklarını sindirmeye, bunları yaşama uyarlamaya başlayınca okuduklarının yaşamdan kopuk olduğu düşüncesine kapılır ve hayal kırıklıkları yaşar. Bir süre sonra orta yolu bulur ve birden çok hedefe aynı anda ulaşmanın zor olduğunu, ekonominin aslında bu tür çoklu hedeflere ulaşmada tercih yapmaya yarayan bir disiplin olduğunu kavramaya başlar. O anda mutlak doğrular yerini göreli doğrulara bırakır. İktisatçı olmaya atılan ilk adım odur. 

İnsanın ilk ekonomik faaliyeti tüketimdir ve onbin yıl öncesine kadar da hemen hemen tek ekonomik faaliyeti olarak kalmıştır. Her şey tüketimle başlar. Tüketim olmadan üretim olmaz. Tüketilmeyecek bir şeyin üretilmesinin anlamı yoktur. Üretim ya kendi tüketimini karşılamak için ya da başkalarının tüketim talebini karşılamaya yönelik satış için yapılır. Ve aslında biraz farklı yollardan ikisi de aynı kapıya çıkar.  

Ekonomik olay tüketimle başlar. Tüketim talebi üretim faaliyetini yaratır. İnsanların doğadaki vahşi bitkileri ehlileştirmesi ve vahşi hayvanları evcilleştirmesi üretim faaliyetinin başlamasına neden olmuştur. Ardından üretim dallanıp budaklanmıştır. Bugün geldiğimiz aşamada o kadar çok reklam vardır ki üretimin mi tüketimin mi önce geldiği karışmıştır.

Üretim yapabilmek için fabrika gibi büyük ya da atelye gibi küçük üretim tesisleri kurmak gerekir. Bu tesisler bina, makine, hammadde, elektrik, su vb gibi girdilere ihtiyaç duyar. Ayrıca bunları bir araya getirip üretimi gerçekleştirecek olan işçilerin istihdam edilmesi, gerekir. Bütün bunları yapacak olan girişimcinin bu üretim tesisini kurmasına yatırım denir. Yatırım yapabilmek için para gerekir. Para da tasarrufla sağlanır. Yatırımcı bu yatırım için ya kendi tasarruflarını kullanır ya da bankalardan başkalarının tasarruflarını kredi olarak ödünç alır.

Demek ki makroekonomik devrenin halkaları şöyledir:

Tüketim – Tasarruf – Yatırım – Üretim – Tüketim

Ekonomik büyüme dediğimiz şey yatırımlarla sağlanır. Çünkü yeni yatırım demek üretimin artması demektir. Üretim artması ise ekonomik büyüme demektir. Demek ki ekonominin büyümesi yani toplumsal refahın artması için yatırımları artırmak şart. Bunun da yolu tasarrufları artırmaktan geçer. Çünkü sonsuza kadar dış dünyadan borçlanarak ya da sermaye çekerek tasarruf ithal etmek mümkün değildir.

Gelir (Y) iki faktörden oluşur: Tüketim (C)  ve tasarruf (S.) Bunu bir denklem olarak yazabiliriz: Y = C + S

Bunun anlamı şudur: Tüketim gelirin tasarruf edilmeyip harcanan kısmı, tasarruf ise gelirin tüketilmeyen kısmını ifade eder.

Tüketim olmazsa üretim, tasarruf olmazsa yatırım olmaz. Yatırım olmayınca üretim artmaz, üretim artmayınca ekonomik büyüme olmaz, ekonomik büyüme olmayınca toplumun refah düzeyi yükselmez.  

Bu durumda tüketimi mi teşvik etmek gerekir tasarrufu mu? Bu sorunun tek ve kesin bir yanıtı yoktur. Yanıt ekonominin durumuna bağlıdır. Eğer ekonomide enflasyonist bir gidiş varsa tasarrufları, deflasyonist bir gidiş varsa tüketimi teşvik etmek doğru olur.

Üretim yalnızca ülke içindeki birimlerin tüketim talebini karşılamaya yönelik olarak yapılmaz. Yurtdışı talebi karşılamak yani ihracat yapabilmek için de üretim yapılır. Bu durumda denklem ve dengeler daha da karışır.

Türkiye’de 2011 yılında yatırımların GSYH’ya oranı yüzde 22, tasarrufların GSYH’ya oranı yüzde 12’dir. Yani arada 10 puanlık bir tasarruf açığı söz konusudur. Bu durumda Türkiye tasarruflarını mı artırmalı, yatırımlarını mı kısmalı yoksa karma bir yaklaşım mı uygulamalıdır? Türkiye’de 2011 yılında GSYH’nın yüzde 70’i özel tüketim harcamalarına gitmiştir. Bu oran ABD’de % 70, Çin’de % 30 dolayındadır (Çin’de tasarrufların GSYH’ya oranı % 50’nin üzerindedir.) Türkiye Amerikalılar gibi yüksek oranda tüketim harcaması yapmaya devam mı etmelidir yoksa Çinliler gibi yüksek tasarruf oranlarına çıkmaya mı çalışmalıdır?

Bu kadar karmaşık ve çelişkili hedefler yumağının yanına bir de uygulanacak ekonomi politikası araçlarını koymak gerekir. Eğer tasarrufları artırmaya karar verilmişse faizleri artırmak gerekir mi? Faizler artarsa yatırım yapmak hala çekici olur mu? Eğer tüketimi artırmaya kara verilmişse vergileri düşürmek gerekmez mi? Vergiler düşürülürse bütçede ortaya çıkacak açık nasıl karşılanır?

Ekonomide karar almak ve o kararları uygulamak kolay değildir çünkü her amaç birbiriyle çelişir. Üstelik o amaçlara ulaşamaya yarayan araçlar da kendi aralarında çeşitli çelişkiler taşır.  

Özetle söylemem gerekirse ekonomi bilimi kesin doğruları olan, evrensel anlamda geçerli yaklaşımlara sahip bir bilim değildir. İstediği kadar yüksek matematik kullansın, istediği kadar bazı kavramlarını fizikten ödünç almış olsun sonuçta insan ve toplum davranışlarına, tepkilerine, algılarına ve beklentilerine dayanır. Bunlar da her toplumda geleneklere, kültüre göre farklı biçimlenirler. O nedenle her toplum için farklı ekonomik yaklaşımlara ihtiyaç vardır.

Küresel sistemin krizden çıkamamasının nedenlerinden birisi siyasetçilerin her yerde aynı modelleri kullanmaya çalışmasıdır. Oysa her ekonomi, genel yaklaşımları referans alarak kendi toplumuna uygun modeli geliştirmek zorundadır. Her krize girdiğimizde Keynesyen modele geçip krizden çıkınca klasik modele geri dönerek bu çelişkileri aşmak mümkün olmuyor. Eskiden ekonomik sistem böylesine entegre değilken, herkes kendi parasını kendisi basarken böyle bir genel model daha geçerliydi. Ama bugünkü entegre küresel sistemde bu mümkün değil. 

Ekonomik amaçlar birbiriyle çelişir. Ekonomi politikası bu çelişkiler arasından bir amacı seçip onu yakalamaya çalışır. Siyaset ise seçilen amaç ve feda edilen amaçlar konusunda toplumu ikna etmeye çabalar. 

Mahfi Eğilmez

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s