Sıla-i rahim

Geçtiğimiz haftalarda ticari notlarını aktardığım Ömer Ekinci’den kalbe dokunan bir hikaye. Notlarsa yazının altında:)

Hiç Yaşlanmamak Mümkün mü?

Geçtiğimiz haftalarda Etohum kampı için Antalya’daydım. Dönüş günümüz Pazar olduğu halde Antalya’da yapmam gereken çok önemli bir işimi hatırladım ve dönüşümü Pazartesi akşamına bıraktım.

Öyle ya , siz olsanız bir kazada sizi kurtarmış olan, hayatınızı borçlu olduğunuz birini görmeden bir şehirden dönebilir miydiniz?

25 sene önceydi…

Olayı anlatmayacağım ama annemin bile çaresiz kaldığı, beni koruyamadığı bir anda aslan gibi bir kadın atılmış, gözlerimi kaybetmekten beni son anda kurtarmıştı.

Sadece bu değil…

Bütün çocukluğum onun ellerinde geçmişti…

Anneme, anneliği öğreten kadındı…

Bugün tam 85 yaşında. Kendisinden birkaç yaş büyük eşiyle birlikte Antalya’da yaşıyorlar. Edi ile büdü diyorum ben onlara.

Büyük teyzem… Asiye Teyzem…

Sevgili dostlar, Antalya’ya her seferinde birkaç saatliğine uğradığım bu ev, bu kez bir değişik çağırıyordu beni.

“Ömer, gel ama hemen gitme, kal” diyordu sanki tuhaf bir şekilde beni kendisine çekerken.

Pazar akşamı birlikte yemek yedik, sohbet ettik, meyve dilimledi elleriyle, eskileri yâd ettik.

Sonra onlar uyudular, beni uyku tutmadı, saatlerce evin fotoğraf albümlerine baktım. 70-80 yaşında tanıdığım insanların ilk gençlikleriyle tanıştım, düğünlerine konuk oldum, doğan bebeklerini sevdim -ki onlar bile şimdi 60 yaşındalar-

Ertesi sabah uyandığımda masal devam ediyodu, masamda yorgun bir savaşçı gibi işlerle boğuşmuyor, iki emekli ile ev arkadaşlığı yapıyor buldum kendimi.

Kısmet bu ya, telefonumun şarj aleti de bozulunca internetsiz, telefonsuz, iletişimsiz bir güne dönüştü o gün. Sanki her şey önceden tasarlanmış gibiydi.

Onların izlediği programları izledim, onların sesli düşündüklerine tanık oldum, onların bir yerleri ağrıdığında benim de ağrıdığını hissettim, koştura koştura değil yavaş yavaş yürüdüm evin içinde, sakin sakin…

Bir günü nasıl geçirdiklerini paylaştım onlarla, kısacası bir gün emekli hayatı yaşadım.

Akşama yaklaştıkça ben de emekli hayatına alışmaya başlamış gibiydim. Sanki ertesi gün de orada gündüz kuşağı programlarını izleyecek, biraz Kur’an okuyacak, ağrıyan yanlarımı anlatacak, doktorumun ne kadar iyi baktığından bahsedecek, hemşirelerden dert yanacak, oturduğum yerde uyuklayacak gibiydim.

Derken bir günü tamamladık, iki eski dost, iki can parçası gibi vedalaştık  büyük teyzemle. Ellerini doya doya öptüm, sarıldığımda doya doya kokladım.

Artık gitme vaktiydi…

Kapıya çıktım, onlar arkamdaydı. Kapıya dayanarak durabildiler ama sanki gitmesem sabaha kadar orada duracak gibiydiler.

Asansörü çağırdım, sonra dikkatimi çekti, eskiden asansörleri yoktu.

“Canım teyzem, asansör yeni mi yapıldı” dedim.

“Evet yavrucuğum” dedi, “geçen aylarda…”

“Sevinmişsinizdir, kolaylık olmuştur” dedim.

“Pek de sevinemedik oğlum” dedi yüzünde bir şeylerden rahatsız bir ifadeyle.

“Neden teyzem” dedim, “Ne güzel işte rahat iniyorsundur”

“Eskiden üst katlardaki komşular kapıyı çalardı, teyze iyi misiniz bir derdiniz eksiğiniz var mı derdi, şimdi asansör var, kimse kapımızdan geçmiyor, kapımızı çalmıyor” dedi.

Çıktım gittim…

Suç işler gibi, kötü bir şey yapmış gibi hissediyordum…

Giderken, o bir gün onlara bayram olacak sanıyordum, döndüğümde anladım ki o gün bana büyük bir hediyeymiş.

Bizi mutlu eden, heyecanlandıran, korkutan, şaşırtan binlerce şey var hayatımızda. Oysa onlar için eskilerden sevdikleri bir artistin filmini görmek bile heyecan verici, başka bir şey yok ki çünkü…

Birkaç öneri listesi oluşturdum kendime, sizlerle de paylaşayım

–        15-30 günde bir aranacak aile büyüklerinin olduğu bir liste hazırla

–        Adreslerini bir kenara not edip, kargo ile ara sıra birer küçük hediye gönder, mektup bile olur. Bu onların aynı zamanda kapısının da bir kere sayenizde çalması, kargo dağıtıcısının onların halini hatrını sorması anlamına geliyor

–        Onlara vakit ayırırken sizi bekleyen arkadaşınızı, gitmeniz gereken sevgilinizi, yetişmeniz gereken toplantınızı bir günlüğüne ekiverin. Emin olun buna onların çok ihtiyacı var, sizin ise daha çok.

Sizin sesinizi duymaya, yüzünüzü görmeye hasret o kadar çok insan var ki, gidişleri yokluklarına, yoklukları boğazınızdaki düğüme dönüşmeden, arayın… Lütfen…

1 yıl önceydi biz Amerika’dan dönmeden önce. Kızımla gittik kartpostal dükkanına onlarca farklı keyifli kart aldık ve gönderdik sevdiklerimize. Bize bir yerlerde bir imzası dokunan bir çok kişiye göndermeye çalıştık, sonuç ne mi oldu?

Biz çok mutlu olduk bu işi yaparken, çünkü sevdiklerimizi ve eski anıları tekrar hatırladık, kartın ulaştığı sevdiklerimiz de beklemediği bu sğprizle mutlu oldu sanırım.

Ne mi diyorum arayın, kart gönderin, teşekkür edin, özledim deyin, seni seviyorum deyin:) Ne derseniz veya ne yaparsanız yapın sevdiklerinizşn hayatına dokunun, onlardan çok sizi mutlu ediyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s