ABD’deki Krizin Türkiye’ye Etkileri

Bugünkü yazımız Mahfi Eğilmez’in ABD’deki yeni krizin Türkiye’ye etkileri isimli makalesi. Herkes için garip bir durum olan ve sanki hiç reddedilmeyecek gibi duran borç tavanı artırımı bu sefer reddedildi ve ABD borç artırmasız ve bütçesiz hayata başladı. Bu durumu da güzel özetlemiş Mahfi Hocamız. İsteyenler yazının orjinaline burdan ulaşabilirler.

ABD’deki Krizin Türkiye’ye Etkileri

Kongre, Başkan ile aralarında sağlık reformu konusundaki anlaşmazlığın çözüme ulaştırılamamasının sonucu olarak Başkanın yeni yıl bütçesine onay vermeyince 1 Ekim’de ABD bütçesiz kalmış oldu. 1 Ekim’den itibaren ancak yasaların öngördüğü zorunlu devlet hizmetleri için para harcanabiliyor. Bunun dışındaki hizmetler sunulamıyor. Birçok kamu çalışanı evine gönderilmek zorunda kalındı. Kongre ile Başkan arasındaki çekişmeyi görünce nedense aklıma hep Çinli bilgelerin özlü sözleri geliyor: “Kör körü yenerse birlikte suya düşerler” gibi.
 
17 Ekim’de ABD Hazinesi, Kongre tarafından kendisine verilmiş bulunan 16,7 trilyon dolarlık borçlanma limitini ifade eden borç tavanına gelip çarpacak. Bunun anlamı o miktara ulaşıldıktan sonra yeni borçlanma yapılamayacak olması. Borçlanma yetkisinin olmaması üç sorunu gündeme getiriyor: (1) Hazinenin mevcut borçlardan vadesi gelenleri geri ödemesi aksayacak. Bu durumda vadesi dolan devlet tahvillerinin bir bölümü ödenemez hale gelecek ve ABD tahvilleri dünyanın her yerinde değer kaybederek gözden düşecek. (2) Hazinenin düzenli olarak yapılan giderlere karşılık aynı düzen ve süreklilikle toplanamayan gelirleri denkleştirmekte kullandığı borçlanmayı yapamaması zorunlu harcamaların bile düzgün yapılamamasına yol açacak. (3) Hazinenin bütçe açığını kapatmak için borçlanma imkanı kalmayacak.
 
Bütçenin onaylanmaması, zorunlu harcamaların yapılmasına engel oluşturmuyordu ama borç tavanının artırılamaması onların yapılmasına da engel olacak ve ABD temerrüde düşmeye doğru yol alacak.    
 
Eğer borç tavanı da artırılamazsa Fed’in tahvil alımı programında kısıntıya gidemeyeceğine kesin gözle bakılıyor artık. Bu bakış açısı son günlerde sermaye akımlarına da yansımaya başladı. Örneğin Türk borsasına yabancı girişleri başladı. Bunun sonucunda borsa yükseldi, kurlar gevşedi, faiz düştü.
 
Aşağıdaki grafik, Fed’in ilk kez tahvil alım programında daraltmaya gideceğini belirttiği 22 Mayıs’tan bu yana genellikle birbirinin aleyhine çalışan iki gösterge olan gösterge tahvil faizi ile BIST 100 endeksinin yolculuğunu gösteriyor. 22 Mayısta başlayan yolculuk önce Suriye’ye müdahale olasılığının düşmesi, ardından Larry Summers’ın Fed Başkanlığı adaylığından çekilmesi ve Eylül toplantısında Fed’in tahvil alımına aynen devam etme kararı alması sonucu yeniden kesişme noktasına gelmiş. Her ne kadar son günlerde ortaya çıkan yeni bir ters yönde kopuş olsa da bunun fazla sürmeyeceği anlaşılıyor. Çünkü eğer Fed, tahvil alımını aynı düzeyde daha uzun süre devam ettirecekse BIST 100 yukarı, gösterge faiz de aşağı yönlü hareket edecek demektir. Bunun tek nedeni Türkiye ve öteki yükselen ekonomilere daha çok yabancı kaynak gireceğine ilişkin beklenti.     
 
Yani tuhaf bir şekilde ABD ekonomisinin kötüye gitmesi yükselen piyasa ekonomilerinin lehineymiş gibi bir sonuç çıkıyor ortaya. İlk bakışta doğru görünen bu yaklaşım biraz daha ayrıntılara bakıldığında orta dönemde pek doğru görünmüyor. Bir süre sonra bu bozulmanın faturası küresel sistemin tümüne çıkacak. Çünkü küresel sistemin beşte birini oluşturan ABD’deki bozulmalar ister istemz gün gelecek küresel sistemi de aşağıya çekecek.    
 
Hangi yönde olursa olsun ABD ekonomisinde yaşanan bu gelişmeler küresel sistemi etkilemeye devam edecek. Ve bu etki devam ettikçe gösterge tahvil faiziyle BIST 100’ün yolculuğu birçok kez kesişecek ve ayrılacak. Dalgalı bir denizden çok daha dalgalı bir okyanusa çıktığımızı fark edersek dümeni ona göre tutmamız gerektiğini anlayabiliriz. Yalnızca dümeni doğru tutmak da yetmeyebilir. Bir yandan yola devam ederken bir yandan da gemideki çatlakları, delikleri yapabildiğimiz kadar onarmamız gerekiyor. Cari açığı büyütmeden, hatta mümkünse azaltarak, açık pozisyonları kurdaki düşüşleri fırsat bilip kapatarak yola devam etmeyi başarabilirsek bu yolculuğu kazasız belasız sürdürmemiz mümkün olabilir.
 
Bu dönem, “cari açık finanse edildiği sürece sorun olmaz” ya da “kur yüksekken açık pozisyon kapatmak akıl işi değildir” gibi slogan – teorilerin uygulamada geçerli olup olmadığını test edecek bir dönem değil.  
 

Capture

Yazıyı okuduğum zaman Mahfi Eğilmez’in sık tekrarladığı yapısal reformların önemi aklıma geldi. Eğer büyümek istiyorsak gelen borç parayı arabayı evi artırmaya değilde ülkeyi büyümeye ve kendine yeter hale getirmeye çalışmak lazım, yoksa durum zor gibi görünüyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s