Gönül Zenginliği ve Değer

Bugün birbirinden farklı görünen aslında birbirine çok benzeyen iki hikayem var. Hem değerin ne olduğunu, hem gönül zenginliğini hem de aslında doğu ve batı kültürünün bir çok ortak değerde buluştuğunu göreceğiz bence. 

Hikayelerden ilki meşhur yazar Oscar Wilde’den

 Fiyat ve Değer Arasındaki Fark

Avrupa’nın ünlü sanat merkezilerinden birinde, çocuğun biri,  vitrinde çok hoş bir tablo görür. Tablonun bedeli oldukça yüksektir. 

Çocuk bu tabloyu bir sonraki sene abisinin doğum gününe almayı ister ve bir iş bulup kıt kanaat geçinerek biriktirdiği tüm para ile mağazaya gider.

Şanslıdır, tablo hala satılmamıştır. İçeri girer, tabloyu bir süre yakından izledikten sonra resmi yapan sanatçıyı bulur ve;

“Abimin doğum günü için bu resmi satın almak istiyorum, tüm param da bu kadar” der.

Ressam bir süre düşündükten sonra resmi paketler ve çocuğa satar. Çocuk paketini alır ve teşekkür ederek çıkar. 

Mağazada adamın arkadaşları da vardır ve şaşkın şaşkın sorarlar:

“Sen ne yaptın, o resmin değeri milyonlar ederdi. Neden bu kadar düşük bir rakama sattın?”

Ressam cevap verir:

“Evet, ben bu resme milyonlarını verecek bir sürü insan bulabilirdim, ancak tüm servetini bu resme verecek kaç kişi bulabilirdim?…”

İkinci hikayeye geçmeden ufak bir nükte: Oğlumuz Ali doğum gününde annesine kumbarasındaki parayı yani bütün servetini hediye etmiş. Üzerine de bombayı patlatmış:

Sevinebilirsin artık zenginsin😂😂😂

İkinci hikayemiz’de Sahabe-i Kiram’dan;

Gönül Zenginliği Üzerinde

Hz.Ali’nin ağabeyi Cafer bin Ebu Talib’in oğlu Abdullah, sıcak bir günde, bir kabilenin hurmalığına inmişti. 

Abdullah burada dinlenirken, hurmalıkta çalışan köleye, yemek vakti üç parça ekmek geldiğini gördü. Adam ekmeklerden birini ağzına götürmek üzereydi ki, birden önünde açlığı her halinden belli bir köpek belirdi. … Köle elindeki ekmeği köpeğin önüne attı. Köpek ekmeği derhal yedi. Köle ekmeğin ikinci parçasını da attı. Köpek bunu da bir kerede sildi süpürdü. Köle bunun üzerine üçüncü parçayı da köpeğe verdi. Kalkıp, yeniden işine dönmek üzereydi ki, olup biteni uzaktan seyreden Abdullah, yaklaşıp sordu: 

“Ey köle, bugünkü yiyeceğin ne kadardı?” 

Köle sıkılarak cevap verdi: 

“Işte bu üç parça ekmek.” 

“O halde neden kendine hiç ayırmadın?” 

“Baktım ki, hayvan çok aç. O halde bırakmak istemedim.” 

“Peki sen ne yiyeceksin şimdi?” 

“Oruç tutacağım.” 

Bunun üzerine, Abdullah bin Cafer, köleden sahibini, evinin nerede olduğunu sordu. 

Sonra da gidip adamdan bu hurmalığı içindeki köleyle birlikte satın aldı. Sonra döndü, köleye bu tarlayı ve onu sahibinden satın aldığını söyledi ve ekledi: 

“Seni azad ediyorum. Bu hurmalığı da sana hediye ediyorum.” 

Cömertliğiyle meşhur Abdullah bin Cafer, kendisinden daha cömert birini tanıyıp tanımadığı sorulduğunda, bu olayı anlatır ve: 

“Ama o köpeğe topu topu üç parça ekmek vermiş; sense ona koskoca bir hurmalığı ve hürriyetini vermişsin” dediklerinde, şu karşılığı verirdi: 

“Ama o elindeki herşeyi verdi; ben ise elimdekinin bir kısmını…

Günümüzde daha çok paranın, daha çok eşyanın, daha çok gücün istendiği bir yerde asıl olanı güzel anlatmış bence.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s