İSMAİL’İN KENDİ KENDİNE DELİRMİŞLİĞİNE DAİR HİKAYAT

Ne denir ne yazılır böyle derin bir şiirin girişinde. Çok sevdiğim bir şair Ali Lidar, bilen bildiğini sorgulayan. Şiir uzun ve ağır, daha doğrusu geçip giden için anlamsız durup bakan için çok hüzünlü. Umarım çevremizdeki İsmail’lerin hayatlarına dokunma imkanımız olur, onları değerli hissettirme imkanı. Günün bonusu Ali Lidar’ın kendi sesinden dinleyebilirsiniz şiiri😁

Not: Bu şiir Ali Lidar’ın “olmamış kahraman emeklisi” kitabından lütfen alın, okuyun, okutun❗️

İSMAİL’İN KENDİ KENDİNE DELİRMİŞLİĞİNE DAİR HİKAYAT

İsmail her sabah ne yapacağını bilmemeye uyanır

insanlara nasıl dayanacağını ve değmeden aralarından

nasıl geçip gideceğini düşünerek uyanır

rutubetli odada, dar yatakta

Allah’a şükrederek doğrulur yatağından

“şükredecek neyin var lan?” der iç sesi

“tövbe de!” der iç sesine, kendi kendini susturur

iç ses nedir bilmez esasında İsmail

onu şeytan zanneder

öyle avunur

Kazara dünyaya gelmiştir İsmail

kazayla da öleceğine inanır

iki kaza arasında

bir biriktirdiği kaza namazlarına hayıflanır

bir de etrafında olup bitenlere şaşırır

ota, kuşa, balığa

sadık bir köpek gibi

alarmla uyanan insanlara

-İsmail hiç alarmla uyanmaz-

simitçiye, dolmuşçuya, sucuya

herkese ve her şeye şaşıra şaşıra

yatağının rahminden derin bir kaygıyla

açılır dünyaya İsmail

 

biraz okumuş olsaydı

ontolojik kaygı derdi buna

ama ontoloji nedir bilmez

çocukken geçirdiği

menenjite yorar tuhaflığını

anası bekarlığına yorar

babası deliliğine

mahalleli…

onlar hiçbir şeye yormaz

onlar kapı önlerindeki

çürümüş yapraklar kadar

üzerinde durmaz İsmail’in

çünkü onlar bencil ve kabadır

çocuklarından, faturalarından

mahallenin namusundan ve belediyenin ilgisizliğinden

dedikodudan ve çıkarlarından başka hiçbir şey düşünmezler

yanı başlarından her gün

bir dağ devrile devrile

geçer gider de

fark etmezler

İsmail bir hayalet gibi

yürür gider de aralarından

görmezler

 

Kalabalıkların arasında usulca takılır İsmail

işiyle, gücüyle, kendisiyle cebelleşir

ara sıra güzel giyimli kızlara bakar içinden

ara sıra yakışıklı oğlanlara hayıflanır içinden

ara sıra yorulur, ustasına söver içinden

İsmail dışarda hep içinden yaşar

içinden dışına doğru anlamaya çalışır dünyayı

beceremez, çaresiz

Allah’a havale eder

 

haftada bir sinemaya gider İsmail

ibadet ciddiyetiyle haftada bir sinemaya gider

her pazar

18.45 seansı

bayramlıklarını bir bayramlarda

bir de sinemada giyer

sadece orada

ışıklar kapanıp

perde parladığında

kendisini dünyanın geri kalanıyla

denk hisseder İsmail

eşitlik, kardeşlik, özgürlük

sadece orada mümkündür onun için

belki de bunun için İsmail

bir film gibi yaşar da hayatı

az geriye çekilip

izleyemediği için kendini

kahreder

 

hiç mi rahat etmedi İsmail?

askerdeyken iyiydi

“yat İsmail” dediler yattı

“kalk İsmail” dediler kalktı

mütemadiyen “emredersiniz!” diye bağırdı İsmail

onlar emretti İsmail yaptı

o zamanlar rahattı

postalıyla şapkası arasına sıkıştırıp beynini

karışmadan etliye sütlüye

on sekiz ay tuhaflığını kimselere fark ettirmeden

yeşiller içinde takıldı

 

İsmail hiç aşık olmadı mı? 

oldu elbet

ama kimseler bilmez

mutlu olmadı mı hiç?

kuvvetli ve vakur

dünyayı yerinden oynatacağını hissettiği zamanları olmadı mı?

olmaz mı oldu elbet

ama bunlar kendisi dahil kimse için

hiçbir şeyi değiştirmez

az mitoloji bilseydi

Sisifos’un yaşadığına benzetirdi yaşamını

ama İsmail mitoloji de bilmez

iki uyku arasına yaşamak belasını

sıkıştırır da İsmail

bazen uykusu gelmez

 

yatağının dışında İsmail

çalışır

anasını mutlu etmeye çalışır

tanıdıklarını idare etmeye çalışır

ustasının saçma sapan isteklerini

emir telakki edip yerine getirmeye çalışır

eşek gibi çalışır İsmail

köpek gibi çalışır

çünkü bilir

insan gibi yaşayamayanlar

hayvan gibi çalışır

bilir

insan gibi yaşayabildiği tek yer

yatağıdır

az kitap karıştırsaydı İsmail

Oblomov’un zıt ikizi ilan ederdi kendini

lakin İsmail kitap bilmez

bildiği tek kitap

abdestsiz dokunması babasının çıkardığı

kanunsuz kararnameyle yasaklanan ve

kapağı en az otuz yıldır açılmadan

yatak odalarının tepesinde asılı duran

Kur’an

 

ara sıra birileri

bir yerlerde

bakar gibi olur İsmail’in gözlerinin içine

ezilmiş bir domatese bakar gibi değil de

sanki İsmail, İsmail değilmiş de

herkeslerden biriymiş gibi bakar

bunu anlar anlamaz İsmail

kaçırır gözlerini

İsmail korkar

korkmak üzre büyümüştür İsmail

korkmaktır onun için İslam’ın altıncı şartı

ilk mektepte her pazartesi ve her cuma

korkma diye başlayan marşı

bağıra bağıra okumuş olsa da

geç kalmıştır cumhuriyet

korku İsmail’in hücrelerine

çoktan kök salmıştır

 

İsmail bir dursaydı

bir düşünseydi belki

böyle bir İsmail değil de

başka bir İsmail olurdu

ama nerde!

dünya fırsat verir mi ki İsmail düşünsün

anası, mahalleli, patronu ve Allah

hepsinin bunca beklediği varken ondan

İsmail ne yapsın?

“cogito ergo sum”u görse mertek sanır

felsefe dergisi falan bilmez İsmail

alsa alsa üç ayda bir ya playboy ya penthouse alır

rüyasında göremeyeceği kadınlara içinden hallenir de

utana sıkıla gece yarıları buz gibi suda abdest alır

 

kadere karşı plan yapardı eskiden İsmail

hepsi elinde patladı

bir dal bir yaprak gibi zayıf ve iradesizdi

bir zaman geldi anladı

anladıktan sonra

artık gelen de birdi İsmail için giden de bir

varlık da bir İsmail için yokluk da bir

gitmek de bir İsmail için kalmak da bir

uykuları hariç her şey bir

az tasavvuftan anlasaydı İsmail

Hallac’ın bin yıl önce dediğini tasdiklerdi

ama İsmail tasavvuf bilmez

fakir ve önemsiz olduğundan

tasarruf bilir

 

“gel” derler İsmail gelir

“git” derler gider İsmail

gözü saatinde

aklı yatağında

çünkü bilir

en uzun günün bile

bitmediği görülmemiştir

“gel” demeler

“git” demeler

“otur” demeler

“kalk” demeler

biter

gece olur

o zaman onun sırası gelir

emekli bir maarif müfettişinin 

maaş sırasında beklediği gibi

kayıtsız ve yarı ölü

bekler sırasını

çok çok bir bismillah çeker içinden

duyursun diye duyacak olana duyuracak olan

dua eder

 

mütemadiyen korkar İsmail

odasında sigara içerken babasından korkar

anasının bir gün öleceğinden korkar

ara sıra içi geçer gibi olduğunda

ustasından korkar

sinemada keyif yapıp

kolayla mısır almaya yeltense

parasının biteceğinden korkar

arabalardan korkar İsmail

köpeklerden korkar

devletten korkar İsmail

Allah’tan korkar

korka korka gelmiştir bu yaşına

korktuklarının tek oyuncağını

uykularını elinden alacağından korkar

 

çaresiz rüyalara sığınır İsmail

güzel rüyalarını tamamlamadan uyandığında

gözlerini sıkıca yumup devam etmeye çalışır

lakin mantığı girer devreye, beceremez

kötü rüyaların ortasında uyandığındaysa

derin bir Euzu çeker

bir tek yatağındayken İsmail’dir İsmail

bir uyurken

bir rüyada

bir de uyandığında

geri kalan yaşamak oyununda

İsmail değildir aslında İsmail

bilir

 

ne annesinin

ne mahallelinin

ne de kadınların

en sevdiğidir

esasen kimsenin hiçbir şeyi değildir

varlığı bir karıncanın varlığı kadar tesirsizdir ve

yokluğu

hiçbir şey değiştirmeyecek kadar önemsizdir

sayıların başına konan sıfır gibidir İsmail

bilir

 

çaresiz uykulara sığınır İsmail

uyuduğu zamanlarda iyidir

ama bazen uykusu gelmez

o zaman bir sigara yakar

parka çıkar

gözünde akıtmaya korktuğu

bir damla yaş belirir

usulca

sessizce

kendi kendine

delirir İsmail

delirir!

 

sürprizli final bekleyenler çok bekler

akıllıyken kimi şaşırtmış ki delirdiğinde şaşırtsın?

bir sabah her sabah uyandığı gibi uyanmaz İsmail

tertemiz delirir!

sonra?

sonrası herkese malum olur

hiçbir yerli İsmail’in hikayesi.

İSMAİL’İN KENDİ KENDİNE DELİRMİŞLİĞİNE DAİR HİKAYAT” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s