Ihlamur Günlükleri

Uzun zaman oldu yazmayalı. Biraz gezeyim biraz da okuyayım derken geçti zaman😀

Son günlerde çok keyifli bir kitap okudum yeni yazarlardan Başak Buğday’ın “Ihlamur Günlükleri”. Güzel aforizmalar içeriyor, hoşuma gidenlerden bir kaçını sizinle paylaşacağım.

Sanırım seyahatlere bir süre daha devam o yüzden yazılara bundan sonra kasım ekim sonu veya kasım ayı gibi devam ederim diye umuyorum.

Bu arada kitabın tamamı hoş o yüzden tavsiyem okunması üzerine😁

Ihlamur Günlükleri

Yok, yarısı dolu!

Yok, yarısı boş!

Fikri sorulmayan bir bardak gibi küsüm tek tek hepinize.

Belki de evden, dolaptan, çantadan evvel kafayı toplamak lazımdır.

Yanlış yerden başlıyor olabilirim.

 

Bir şehrin en yüksek ve güvenli yeri, babamın omuzlarıdır.

 

Hüzün saklanabilir bir şey değil.

Ne renge boyarsan boya, dibi kendi rengiyle çıkıyor.

 

Hayal kırıklığı, yeni yıkanmış kot pantolon gibidir.

Giydikçe açılır, kullandıkça esner.

 

İnsan yanındakinin kıymetini bilmiyor.
Çünkü gözün gönle ihanetidir alışmak.

 

Kapağı tam kapatılmamış anılar, yerinden oynayan kaldırım taşları gibi sizin de dengenizi bozuyor mu bazen?

Alim

Eski yazılara bakarken bu yazı dikkatimi çekti. Geçmişte yayınlamışım ancak bu günlerde sanki tekrar tekrar hatırlanması gerekiyor. Bu arada yazıda geçen İmam’ı Azam Ebu Hanife İslam alimi olsa da bence bu yazı topluma yön veren tüm düşünürler için geçerli.

Hoşunuza gitmesi dileğiyle…

Alim

Birgün İmam’ı Azam Ebu Hanife Hazretleri, çamurda yürüyen bir çocuğa rastlamıştı. Ona merhamet ve şefkatle tebessüm ederek:

“Evladım, dikkat et düşmeyesin!“ dedi.

Çocuk da, zeka ve basiret parlayan gözleriyle İmam’a döndü ve kendisinden beklenmeyecek bir olgunlukla şu karşılığı verdi:

“Ey İmam! Asıl sen dikkat et ve düşmekten sakın! Çünkü alimin düşmesi, alemin düşmesi demektir. Benim düşmem basittir, düşersem yalnız ben zarar görürüm. Fakat sizin ayağınız kayacak olursa, size tabi olup peşinizden gidenlerin de ayakları kayar ve düşerler ki, bunların hepsini kaldırmak, oldukça güçtür!..“

Ebu Hanife Hazretleri bu sözden çok etkilendi ve sarsıldı. Artık o günden sonra, öğrencileriyle birlikte tam bir ay müzakere ettikten sonra ancak bir fetva verirdi Öğrencilerine de şu nasihatta bulunurdu:

“Şayet bir meselede size daha kuvvetli bir delil ulaşırsa, o hususta bana tabi olmayınız. İslam’da kemalin alameti budur. Balan olan sevgi ve bağlılığınız da ancak bu şekilde ortaya çıkar…) (Kaynak: İbn Abidin 1, 217-219)

Son paragraf ne kadar önemli değil mi? Demiyor ki ben biliyorum, ben bilirim, siz bilmezsiniz. Eğer benim bildiğimden daha doğrusunu bilirseniz ona uyun diyor. Sanırım günümüzde en çok örnek alınması gereken maddelerden birisi de bu.

Misket

Son yazımda şarkı sözlerinin anlamından yola çıkmıştım, bugünde aynen devam edeceğiz, sadece biraz hikaye de eklememiz lazım. 

Türk düğünlerinin klasiklerinden Misket vardır, işin ilginci misketin hikayesi.

Bir köylü güzeli bir gence aşık olur. Bahçedeki misket ağacına çıkarak gencin geçişini bekler her gün. Günün birinde köyün ağası kıza talip olduğunu söyleyince genç ağanın karşısına çıkar ve kıza olan aşkını anlatır.

Ağa ile genç arasında bir müsabaka kararlaştırılır, hayatta kalan kızı alacaktır. Ağa güçlü, genç ise zayıftır. Dövüşte gencin mücadelesini gören ağa gencin hayatını bağışlar ve kızla evlenebileceğini söyler.

Tabii sonucu heyecanla bekleyen köylü güzeli kimin geleceğini misket ağacının üstüne çıkıp beklemektedir.

Ağa önde genç arkada yürümekte olunca kız önce ağayı görür ve heyecandan büyük ihtimal ağaçtan düşer ve hayatını kaybeder.

İşte meşhur misket şarkısının hikayesi böyle, sözlerinde ise hüzün bestesinde oyun var, ne kadar ilginç değil mi? Artık bu şarkıyı duyduğunuzda büyük ihtimal farklı hissedeceksiniz😀 

Misket

Güvercin uçu verdi 
Kanadını açıverdi 
Yar yandım aman ayrılamam 
Elin kızı değilmi sevdide kaçıverdi 
O benim aslan yarim 
Duvara yaslan yarim 
Neylesin duvar seni 
Kalbime yaslan yarim 
 
 
Güvercinim uyurmu 
Seslensem uyanırmı 
Yar yandım aman ayrılamam
 
Sen orada ben burda aman, aman 
Buna can dayanırmı 
Daracık, daracık sokaklar 
Yarim misket ufaklar 
Pul, pul olsun dökülsün 
Seni öpen dudaklar 
 
 
Denize dalayımmı 
Bir balık alayımmı 
Ay doğdu şafak attı 
Daha yalvarayım mı
 
Fazla uzatmayayım bitiriyorum, Edip Akbayram’ın meşhur Aldırma gönül şarkısının hikayesini merak edenler buradan okumaya devam edebilirler. 

Aldırma Gönül

Bildiğimiz en meşhur şarkılardan Aldırma Gönül aslında Sabahattin Ali’nin Sinop cezaevinde yazdığı bir şiir.

Şu an müze olarak kullanılan cezaevi denizin kenarında olduğu için dışarıda deli dalgalar, gelip duvarı yalar diyor.

Şimdi tavsiyem önce sözleri okuyun ardından dinleyin. Bakalım fark nasıl olacak😀

Aldırma Gönül

Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma

Dışarıda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma

Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Mapus yata yata biter
Aldırma gönül aldırma

Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allah’a
Görecek günler var daha
Aldırma gönül aldırma

 

 

Motto

Bu hafta yazımızdan önce ufak bir ricam var.

Arada bir dost meclisinde sorduğumuz bazen komik bazen düşündürücü sorular sorular oluyor. Bir deneme babında bu sorulardan bir kaçını anket gibi hazırladım, sizden de rica 2-3 dakika zaman harcayıp bu soruları doldurmanız.

Anketi https://goo.gl/forms/14EFkSUffyL0wjSu1  adresinden doldurabilirsiniz. Derlerki istatistikte minimum 30 veri olması lazım, bakalım kaç cevap gelecek😀, yazıyı 100 kişi okuyor ortalama)  

Bu hafta Dücane Cündioğlu’nun Motto kitabından seçtiğim bazı güzel sözleri paylaşacağım. Okumadıysanız son zamanlarda çıkmış güzel fikir kitaplarından diyebilirim. 

Motto

Yaşamı boyunca herkes birini bulur, ama birbirini bulmak çok az insana nasip olur. 
(Bir çok insan ufak tefek sebeplerde dostluğu, evliliği sonlandırıyor, düşünün birbirini bulmuş iki insanın sırf zanlarla veya gururla birbirini terketmesi ne kadar üzücü)
 
İnsanın nankörlüğe eğilimi zayıflığından kaynaklanır, çünkü minnetin yükü ağırdır.
 
Eksiklerini, yetersizliklerini, günahlarını kibirle örtmeye alışmış zekalar nezdinde suçlu hep başkalarıdır.
 
İşler yolundayken değerler yükmüş gibi görünür, ama kötü günlerinde insanı ayakta tutacak olan sadece o değerlerdir
 
Mecnun olmayana Leyla görünmez
 
Öğrenilmiş hakikatlerin hakikat olup olmadığından kuşku duymaktır irfan.

Gönül Zenginliği ve Değer

Bugün birbirinden farklı görünen aslında birbirine çok benzeyen iki hikayem var. Hem değerin ne olduğunu, hem gönül zenginliğini hem de aslında doğu ve batı kültürünün bir çok ortak değerde buluştuğunu göreceğiz bence. 

Hikayelerden ilki meşhur yazar Oscar Wilde’den

 Fiyat ve Değer Arasındaki Fark

Avrupa’nın ünlü sanat merkezilerinden birinde, çocuğun biri,  vitrinde çok hoş bir tablo görür. Tablonun bedeli oldukça yüksektir. 

Çocuk bu tabloyu bir sonraki sene abisinin doğum gününe almayı ister ve bir iş bulup kıt kanaat geçinerek biriktirdiği tüm para ile mağazaya gider.

Şanslıdır, tablo hala satılmamıştır. İçeri girer, tabloyu bir süre yakından izledikten sonra resmi yapan sanatçıyı bulur ve;

“Abimin doğum günü için bu resmi satın almak istiyorum, tüm param da bu kadar” der.

Ressam bir süre düşündükten sonra resmi paketler ve çocuğa satar. Çocuk paketini alır ve teşekkür ederek çıkar. 

Mağazada adamın arkadaşları da vardır ve şaşkın şaşkın sorarlar:

“Sen ne yaptın, o resmin değeri milyonlar ederdi. Neden bu kadar düşük bir rakama sattın?”

Ressam cevap verir:

“Evet, ben bu resme milyonlarını verecek bir sürü insan bulabilirdim, ancak tüm servetini bu resme verecek kaç kişi bulabilirdim?…”

İkinci hikayeye geçmeden ufak bir nükte: Oğlumuz Ali doğum gününde annesine kumbarasındaki parayı yani bütün servetini hediye etmiş. Üzerine de bombayı patlatmış:

Sevinebilirsin artık zenginsin😂😂😂

İkinci hikayemiz’de Sahabe-i Kiram’dan;

Gönül Zenginliği Üzerinde

Hz.Ali’nin ağabeyi Cafer bin Ebu Talib’in oğlu Abdullah, sıcak bir günde, bir kabilenin hurmalığına inmişti. 

Abdullah burada dinlenirken, hurmalıkta çalışan köleye, yemek vakti üç parça ekmek geldiğini gördü. Adam ekmeklerden birini ağzına götürmek üzereydi ki, birden önünde açlığı her halinden belli bir köpek belirdi. … Köle elindeki ekmeği köpeğin önüne attı. Köpek ekmeği derhal yedi. Köle ekmeğin ikinci parçasını da attı. Köpek bunu da bir kerede sildi süpürdü. Köle bunun üzerine üçüncü parçayı da köpeğe verdi. Kalkıp, yeniden işine dönmek üzereydi ki, olup biteni uzaktan seyreden Abdullah, yaklaşıp sordu: 

“Ey köle, bugünkü yiyeceğin ne kadardı?” 

Köle sıkılarak cevap verdi: 

“Işte bu üç parça ekmek.” 

“O halde neden kendine hiç ayırmadın?” 

“Baktım ki, hayvan çok aç. O halde bırakmak istemedim.” 

“Peki sen ne yiyeceksin şimdi?” 

“Oruç tutacağım.” 

Bunun üzerine, Abdullah bin Cafer, köleden sahibini, evinin nerede olduğunu sordu. 

Sonra da gidip adamdan bu hurmalığı içindeki köleyle birlikte satın aldı. Sonra döndü, köleye bu tarlayı ve onu sahibinden satın aldığını söyledi ve ekledi: 

“Seni azad ediyorum. Bu hurmalığı da sana hediye ediyorum.” 

Cömertliğiyle meşhur Abdullah bin Cafer, kendisinden daha cömert birini tanıyıp tanımadığı sorulduğunda, bu olayı anlatır ve: 

“Ama o köpeğe topu topu üç parça ekmek vermiş; sense ona koskoca bir hurmalığı ve hürriyetini vermişsin” dediklerinde, şu karşılığı verirdi: 

“Ama o elindeki herşeyi verdi; ben ise elimdekinin bir kısmını…

Continue reading “Gönül Zenginliği ve Değer”

Bedri Rahmi’den

Bazı şairler var yazdıklarından kendinizi bulursunuz. Arkadaşlar bilir Can Yücel’dir benim keyif aldığım. Bugünlerde ufaktan bir rakip çıktı Can abimize Bedri Rahmi Eyüboğlu 😀 

Bu hafta Bedri Rahmi’den iki kısa şiir paylaşayım bende;
 
Gitti Gidecek
Sevmek
Güzel meslek
Ama zor
Can dayanıyor
Dayanmasına 
Ama yürek
Gitti gidecek
 
Erimek
Erimek belirsizce her şeyde
Karışmak sulara, yıldızlara
Sinmek kokusuna mormenekşenin
Yanmak damar damar nefes nefes
Yaşamak tükene tükene.

Viva Santana

Zafer Algöz oynadığı her farklı rolü iyi oynayan abilerimizden, okuması çok keyifli bir kitap yazmış anılarından adı Haşırt Dı Bilekbord. Bu hafta bu kitaptan güzel kalbe dokunur bir yazı paylaşacağım. Kitabı merak edenler buradan bakabilir.

Viva Santana

Santana’nın 89 yılında Türkiye’de ki ilk konser zamanları. Alanda karşılanıyor ve oteline götürülüyor. İlk akşam serbest,akşam bir basın toplantısı sadece ama o dinlenmek yerine İstanbul’u gezmek istiyor.Kapalıçarşı,Ayasofya derken bir çay bahçesine oturup Türk Kahvesi içmek ister bizim Santana. O ana kadar koca Santanayı bir Allah’ın kulu tanımıyor. İmzaydı foto deyip taciz eden kimse yok. Üstad son derece mutlu bu durumdan. Çay bahçesinin önünden geçen ayakkabı boyacısı Roman çocuklar onu tanıyorlar.”Hey Santana!Welcome İstanbul! I love you!

Çay bahçesinin garsonları girmeyin lan içeri derken, Santana’nın rehberi onları içeri davet ediyor.

Çocuklar; Sen dünyanın en büyük gitar ustasısın bırak çizmelerini boyayalım ve beş kuruş para almayalım. Santana şaşırıyor,meşrubat ısmarlıyor ve soruyor.

“Koca İstanbul’da beni kimse tanımadı peki siz nereden tanıyorsunuz”?

Çocuklar:”Biz boya yaparken bazı müşteriler gazete okurlar.Fırça sallarken arada gazetelere biz de bakıyoruz.Orada gördük resmini”Dünya yıldızı Santana İstanbul’a geliyor” diye yazıyordu.Oradan tanıdık seni” Peki diyor Santana.Çizmelere boya cila yapılıyor. Continue reading “Viva Santana”

Kuşbakışı İstihdam ve İşsizlik (Mahfi Eğilmez)

Ekonominin çok konuşulduğu günlerde en çok konuşulan maddelerden biri de işsizlik. Genelde iş bulma kurumuna başvuru oranına bakıldığı için doğru veri olmuyor aslında. Mahfi Eğilmez genel tabloyu rakamlarla koymuş ortaya, yorum size kalmış. Yazının orjinaline buradan ulaşabilirsiniz.

Kuşbakışı İstihdam ve İşsizlik

Önce 2015 ve 2016 yılları Aralık aylarına ilişkin istihdam ve işsizlik verilerini yerleştirdiğimiz tabloya ve bu tabloda yer alan ifadelerin ne anlama geldiğine bakalım.

İstihdam ve İşsizlik
Sayılar (Bin) 2015 2016 Fark (%)
Türkiye Nüfusu 78.741 79.815 1,36
15 ve Üstü Yaştaki Nüfus 58.294 59.146 1,46
İşgücü 29.652 30.540 2,99
İstihdam 26.448 26.669 0,84
   Tarım İstihdamı 5.003 4.915 -1,76
   Tarım Dışı İstihdamı 21.446 21.753 1,43
İşsiz 3.204 3.872 20,85
İşgücüne Dâhil Olmayanlar 28.642 28.606 -0,13
İş Aramayıp Çalışmaya Hazır Olanlar 2.545 2.418 -4,99
Oranlar (%) Fark (Puan)
İşgücüne Katılma Oranı 50,9 51,6 0,70
İstihdam Oranı 45,4 45,1 -0,30
İşsizlik Oranı 10,8 12,7 1,90
Tarım Dışı İşsizlik Oranı 12,7 14,9 2,20
Genç Nüfusta İşsizlik Oranı 19,2 24,0 4,80
Eğitim Dışı, İstihdam Dışı 23,5 24,8 1,30
Kayıt Dışı Çalışanlar 32,1 32,7 0,60
Geniş İşsizlik Oranı 17,9 19,1 1,23

Continue reading “Kuşbakışı İstihdam ve İşsizlik (Mahfi Eğilmez)”