2017’de izlediğim 5 güzel film (eskiler)

bir önceki yazıda geçen yıl yeni sayılabilecek filmler vardı. Eski filmlerden seçkide burada.

Yeni film listesine buradan ulaşabilirsiniz.

Spotlight:

Gazeteciliğin ne olduğunun ve nasıl yapıldığının hikayesi bu filmde. Meşhur Boston Globe gazetesinin o günlerde çok güçlü olan klisenin (bugünlerde de gücü yadsınamaz) çocuk tacizlerini nasıl örf baz ettiğini ortaya çıkarıldığı gerçek hayattan uyarlanan enfes film. Oyunculuğu keyif veren Mark Ruffalo ile uzun yıllar ortalarda görülmeyen ve bir anda 2-3 güzel filmle geri dönen Michael Keaton başrollerde.

Continue reading “2017’de izlediğim 5 güzel film (eskiler)”

Dalga

Keyiflenmek istediğim zaman üç şairim var okumayı sevdiğim. Bedri Rahmi, Orhan Veli ve Can Yücel. Can Yücel benim tarz kafa kırık biraz😁, Bedri Rahmi tam bir ehli keyif, Orhan Veli ise keyifli görünen ama arkada hüznü de hissettiğim şair.
2018’e başladığımız şu güzel günlerde Orhan Veli’den Dalga isimli şiiri paylaşayım dedim.
DALGA
Mesut sanmak için kendimi
Ne kağıt isterim,ne kalem
Parmaklarımda sigaram
Dalar giderim mavisinden içeri
Karşımda duran resmin..Giderim deniz çeker
Deniz çeker,dünya tutar
İçkiye benzer birşey mi var
Birşey mi var ki havada
Deli eder insanı,sarhoş eder?

Bilirim,yalan,hepsi yalan
Taka olduğum,tekne olduğum yalan
Suların kaburgalarımdaki serinliği
İskotada uğuldayan rüzgar
Haftalarca dinmeyen motor sesi
Yalan….

Ama gene de
Gene de güzel günler geçirebilirim
Geçirebilirim bu mavilikte
Suda yüzen karpuz kabuğundan farksız
Ağacın gökyüzüne vuran aksinden
Her sabah erikleri saran buğudan
Buğudan, sisten,ışıktan,kokudan…

Ne kağıt yeter ne kalem
Mesut sanmam için kendimi
Bunların hepsi…hepsi fasafiso
Ne takayım, ne tekneyim
Öyle bir yerde olmalıyım
Öyle bir yerde olmalıyım ki
Ne ışık,ne sis,ne buğu gibi
İnsan gibi….

Orhan Veli Kanık

Üçgenin iç açıları toplamı

Sanırım 1998 veya 1999 yılıydı okulumuza bir tarihçi gelmiş ve Osmanlı’nın ne kadar geri kaldığını konferans salonunda anlatıyordu.

Dedi ki Osmanlı o kadar geri kalmıştı ki bir yabancı gelmiş üçgenin iç açıları toplamını sormuş. Osmanlı’daki alimler bir araya gelmiş ve bir hafta sonunda ortamdan ortama değişir demiş. Ne kadar geri kalmış 180 derece yi bile bilmiyorlardı demişti.

Konferans sonunda dersimiz geometriydi ve hocamız demişti ki bize. Üçgenin iç açıları toplamı sadece öklid uzayında 180º ‘dir ve ortamdan ortama değişir.

Bunu yazma sebebim Osmanlı ileriydi falan demek değil, Osmanlı’nın son dönemde ne kadar geri kaldığının bende farkındayım ancak birinin yanlışını göstermek için yanlış bir örnek vermek sizce ne kadar doğru?

Bu yıl aynı mevzuyu başka bir yerde yaşadım. Biri kitap yazmış bilinmeyenler gibisinden. Bu üçgen mevzusunu yazmış ve yine demiş bakın Osmanlı ne kadar geriydi diye. Yazdım yazara Osmanlı’nın geriliğini tartışmıyorum ama örneğiniz yanlış. Adam bana savunmaya başladı. Dedim ki savunmana gerek yok örnek yanlış. Keşke diyebilsek hatalı olduğumuzda hatalıyız. Veya diyebilsek tamam bakayım doğrusuna teşekkür ederim. Saplanıyoruz bir doğruya ve çıkamıyoruz ordan bir türlü.

Değil mi?

Garip bir anket (sonuçlar)

Geçen hafta aklımda olan bazı soruları paylaşayım niyetiyle gönderdiğim anketin sonuçları çıktı paylaşayım dedim. Madde madde sonuç değilde ilgimi çeken sonuçları paylaşayım istiyorum tabii biraz da yorum yapayım.

Bu arada anket sorularını hatırlamak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz.

2 soru vardı ankette ezberci eğitimin etkisini görme amacıyla sorduğum, yorum değil bilgi sorusu.

Bunlardan ilki üçgenin iç açıları toplamı sorusuydu ki (zor olan) sorunun cevabı ortamdan ortama değişir olacaktı. Neden derseniz herhangi bir kısıt belirtilmediği için (üçgenin iç açıları toplamı bizim bulunduğumuz öklit uzayında 180º) ortamdan ortama değişir olacak. Sanırım bize lise 1’de öğrettikleri iki önemli konudan biri buydu ilki mantık, ikincisi sınırları doğru belirlemek. Bu soruda da sınır belirtilmediği için cevap verenlerin %90’ı yanlış cevap vermiş oldu.

Bu arada üçgen konusu ile ilgili eski bir anım var merak edenler buradan ulaşabilir.

Bilgi içeren ikinci soru Hz. Muhammed (sas)’nin yaşı. Aslında bu soruda bir hatam vardı, bir yere miladi olarak yazmadım o yüden bu soruda hata benim olsun dedim, ardından bir psikolog arkadaşımız için benim anketin düzeltilmişini (miladi kısmı eklenmiş) gönderdiğimizde sonucun değişmediğini görünce şaşırdım. Cevaba gelirsek Hz. Muhammed (sas) 571 doğumlu, 632 yılında da vefat etti yani 61 yıl yaşadı. Bilgilerdeki 63 yıl hicri hesap. bu soruda doğru cevabı bilen %38’di.

Gelelim yorum sorularına. Evrim’e inanma oranını sormuştum.

%48 evrim kesinlikle yok demiş, türler arası geçişe inanan ama maymundan gelmediğimize inanan grup ise %35, geri kalan ise evrime komple inanıyor.

Bu sonuç beni çok etkiledi, 10 yıl önce olsa belki %90 inanmıyor çıkardı ki son zamanlardaki bilimsel gelişmelerin faydası olmuş diyelim.

Şunu da unutmamak gerekir ki eskiden evrim, komünizm ve ateizm bir paket olarak sunuluyordu, kapitalizm, muhafazakarlık ve evrime inanmama bir paket olarak sunuluyordu. Son zamanlarda bu paketlerin birbiri ile alakasının olmadığı ortaya çıkınca tercihler de değişti.

Kur’an-ı Kerim’i Türkçe okuma oranı benim çevrem okuyan ve daha muhafazakar kabul edilen çevre olmasına rağmen %40’ta. Bakın tefsir demiyorum meal okuma oranı. Tefsir oranı%2. İmanın şartlarından biri kitaba imanken,ilk ayet oku iken, müslümanlar kendi kitaplarını bile okumuyor ise geri kalmışlığı sorgulamamak lazım bence:)

İlginç sorulardan bir tanesi 1 milyon kişiye fayda sağlayacak bir deney için 1 kişiyi öldürür müsünüz? sorusu. %90’ı öldürmezdim demiş, doğru da demiş. Neden dersenizin cevabını milgram deneyi adı verilen deney veriyor. Sorumluluk sizedeyse yapmayın ama sorumluluk başkasındaysa yani suç atacak adam varsa istediğinizi yapabilirsiniz.

Bu soruyu sorumluluğu atacak şekilde biraz da hissi hale getirecek olsak yani desek ki:

Vatanın bekası için azınlık feda edilir mi?

Emin olun bırakın bir kişiyi yüzlerce kişinin ölmesine razı insanlar.

Sorularda bir kritik hatam şairler için olmuş. Necip Fazıl veya Nazım hikmet için tercih yaptırırken ikisini de severim seçeneğini unutmuşum. Diğer ankette bu seçeneği de koyunca gördük ki %60’tan fazla kişi her iki şairi de seviyor. yani benim kafamdaki iki şair iki ucu temsil ediyor önyargısı burda deliniyor.

Peki hangi şair ne kadar seviliyor bireyselde derseniz Necip fazıl 50 birimken, Nazım Hikmet 30 birim. Sanki seçim sonucu gibi:)

Barış

Bu seferki yazımız kısa ve öz. Daha önce yayınlamıştım ama anladım ki her hafta hatırlasak bu sözü yine yeridir. 

Barış

Barış ne zaman gelir biliyor musunuz?
 
Ölen kimden? diye sormadan, üzüldüğümüz zaman
 
İnşallah ölenin olmadığı, hiç birimizin de üzülmediği günler de gelir yakında.

RAP ne demek?

Bugün anlamı farklı şekilde kullanılsada bir çok kelimenin aslı bir temele dayanıyor.

Rap’e gelince ritmik afrika şiiri’nin ingilizcesi olan Rythmic African Poetry’den geliyormuş.

Need protest derseniz büyük ihtimalle ABD’de ikinci sınıf vatandaş olan zencilerin direnişini simgeleyen müzik türü diyebiliriz.

Tabii ABD’de diğer ülkelerde de RAP’i beyazlar istila etmiş manasını bilmeselerde😀

Aynı bizim kruvasan sevdamız gibi.

Denenmemiş hayatlar…

Bu hafta sevdiğim bir arkadaşım klasik hayat sorularından birini sordu:
 

Çevremdeki insanların istediği başarılı kariyer planı benim yapmak istediğim değil. 

İstediğimi yapıp başarısız olursam da çevrem daha fazla baskı yapacak ben ne yapmalıyım?

Benim cevabım basitti, istediğini yap ve başaramazsan bile 70 yaşına geldiğinde kafanda ben yapmak istemiştim de yapamamıştım deme.
 
Tabii ben başarısız oldum diyebilmek bu kadar mahalle baskısının olduğu bir ülkede zor olsa da, denemedim demekten daha kolay.
 
Çünkü başarısızlık bir seferde kabul edilir ve geçer ama denememenin pişmalığı ölene kadar devam eder.
 
Bu yüzden de bana göre günümüzün en sorunlu hastalıklarından biri başkasının hayatını yaşamak…

Velespid’den

Bu haftaki konuya paralel iki eski yazı paylaşıyorum bu hafta ilki Hayat diğeri ise mutluluğun sırları, derine daldık yani😀